MARDİNÎZADE ŞERİF MARDİN

( HEMŞERİMİZ ÜNLÜ SOSYOLOG VE SİYASET BİLİMCİ PROF.DR. ŞERİF MARDİN’ İN ÖLÜMÜ ANISINA, SEBİLÜRREŞAD DERGİSİ’NİN EYLÜL 2017 TARİHLİ SAYISI İÇİN KALEME ALDIĞIM MAKALE.)
Şerif Mardin, Stanford Üniversitesi Siyasal Bilimler Bölümü ve John Hopkins Üniversitesi’ne bağlı Uluslararası İncelemeler Okulu’ndaki eğitimi ve en önemlisi Mardinizade ailesinin son dönem Osmanlı ilmiye anlayış biçimi üzerindeki belirgin rolü, onun da farklı kulvarda gelişen sosyolojik ve siyasi strüktürünün en önemli ve belirgin unsurlarını ortaya koyar. Oscar Wilde’nin; “hiç kimse, geçmişini satın alacak kadar zengin değildir” retoriği de aslında onun sosyolojik anlayışına en çok uyarlanabilecek bir kisve niteliğindedir.
Şerif Mardin’in, sosyolojik ve siyasi tespitleri, birçok kesimin alternatif görüş ortaya koymak yerine, ‘kurşun geçirmez yeleklerden’ medet umarak kendilerine enclave(sığınma) anlayışı önemli marifet gördüğü nazik bir geçiş döneminde, bir anda ‘söylenemeyenleri söyleyen’ bir yaklaşım tarzıyla Türkiye’de sosyolojik ve siyasi alanlarda yeni bir çığır oluşturan etkin bir hurucu ortaya koyar.
Mardin Kadısı Ömer Şevki Efendi ve Mardin Müftüsü, Osmanlı Devlet Meclisi Tetkikat-ı Şer’ye Âzası ve Anadolu Kazaskeri Yusuf Sıdkı Efendi, Osmanlı Devleti Meşîhatı İslamiye Müşteşârı, Meclis-i Mebussan Mardin Mebusu ve İstanbul Üniversitesi Medeni Hukuk Ordinaryüs Profesörü Ebûl ulâ Mardin ve Şurayı Devlet Âzası, Basra ve Suriye valilerinden büyük babası Mehmet Arif Paşa, hiç şüphesiz Şerif Mardin’in ‘Yeni Osmanlıcılık’ kavramının en belirgin referans kaynaklarıdır.
Burada üzerinde durulması gereken, Sultan Abdülhamid Han ile ilgili yaklaşımlarının ana sırlarını aslında büyük dedesi Anadolu Kazaskeri Yusuf Sıdkı Efendi’de aramak gerekir kanaatini taşıyoruz.
Sultan Abdülhamid Han’ın Kazasker Yusuf Sıdkı Efendi’yi Bitlis’e sürgün göndermesinin Şerif Mardin’in üzerinde bıraktığı negatif etkilerini retoriğinde görmek mümkündür. Mardin, kendi ailesinin de dâhil olduğu Osmanlı son dönemine dair Sultan Abdülhamid dönemine ayrı parantez açarak, “İlmiye”nin bu dönemde üvey evlat muamelesi gördüğünü, Sultan’ın ulemadan son derece kuşkulandığını ve bu yaklaşım nedeniyle, sokakta Şeyhülislam’a rastlayanların onu görmezden gelmek zorunda olduklarını” ifade eden sözleri dikkat çekicidir.
Bitlis sürgününde Yusuf Sıdkı Efendi ile bir arada olan Şair Eşref, Bahariye Kasidesini onun için kaleme alır:
“Ey hâkim i nüktedan, ey İbni Sina’yı zaman
Olamaz bezminde Sokrat ve Felatun müsteşar
Sensin ehli marifet, sensin Gazali menkabet
Buldu Farabî gibi nâmın cihanda iştihar”
Mustafa Kemal Paşa’nın talimatı üzerine, İsviçre Medeni Kanun’u ile ilgili kurulan komisyonda görev yapan Medeni Hukuk Ordinaryüs Profesörü Ebûl ulâ Mardin, bu kanunun Türk Hukuk Bünyesine eklemlenmesi konusunda çok çalışmalar yapmıştır. Bu çalışmalarını bazıları çekemeyip Mustafa Kemal’e kötülerler. Mustafa Kemal ise, ilme saygının bir ifadesi olarak, ‘ Ebul’ula Bey, önceki hukukumuz ile yeni hukukumuz arasındaki köprüyü kuruyor’ deyip bunların isteklerini geri çevirir. Mustafa Kemal Paşa’nın buradaki ifadesini bir bakıma “Yeni Osmanlıcılık ile Türkiye Cumhuriyeti” arasında strüktürel bazda eklemleme yapan Şerif Mardin’in yaklaşımıyla büyük ölçüde örtüşmekte olduğunu görüyoruz.
Şerif Mardin’in her ne kadar alamet-i farikası olarak ön plana çıkan sosyolojik tespitte kullandığı “mahalle baskısı” retoriği, Tibetçe ‘shenpa’ misali birbirine zıt gibi gösterilmeye çalışılan şeylerin savunulması, bir başka ifadeyle, bir geçmişi referans göstererek kavramsal tartışmaların siyasi bir döngü etrafında yeniden ele alınmasını sağladı.
Ulus- Devlet çatkısının oluşturduğu ve “Modern Türkiye’de Din ve Toplumsal Değişme: Bediüzzaman Said Nursi Olayı” gibi hassas uçlu toplumsal örgenleri kendine has kavramsal bir anlatımla ortaya koyması, Mardin’i çok farklı bir noktaya oturtur.
Osmanlı ve Türk modernleşmesinde, siyaset sosyolojisi, din sosyolojisi ve düşünce tarihi alanlarında en iyi nitelemeyle, sosyolojik görüşlerde bütünleme arayışına gidildiğinde, tamamlanmaya çalışılan döngünün Şerif Mardin ana ekseninde yoğunlaştığını görmek mümkündür.
Şerif Mardin, Osmanlı tarihsel bağlamından hareketle zihinleri meşgul eden, “biz” ve “onlar” ayrıştırıcı ve ötekileştirici üslup yerine, geçmişin entelektüel birikimine atıfta bulunması ve son Osmanlı dönemi düşünce atlasına önem vermesi dikkat çekicidir. Mardin, ‘Yeni Osmanlıcılık’ anlayışının Cumhuriyetin kuruluşundan sonra da modernleşme alanında kendini hissettirdiğine işaret etmesi dikkatlerden kaçmamaktadır.
ES SEYYİD ŞERİF MARDİN’İN AİLE ŞECERESİ:
Es- Seyyid Şerif Mardin,bin Es- Seyyid Şemseddin ,bin Es-Seyyid Muhammed Arif ,bin es-Seyyid Yusuf Sıdki, bin es-Seyyid Ömer Şevki, ibn es-Seyyid Abdullah, bin es-Seyyid Abdülkadir, bin es-Seyyid Ahmed Çelebi, bin es-Seyyid Mahmud Çelebi, bin es-Seyyid Ağa Çelebi, bin es-Seyyid Ahmed, bin es-Seyyid Piri Çelebi, bin es-Seyyid Mu’ti Çelebi bin Kutbülaktab velgavsulmüstecab Mevlana es-Seyyid Ahmed Şemseddin kuddüse sırrıhülaziz ibni es-Seyyid Celil el-Hac Piri Çelebi ibnülvelyyilkamil velgavsülvasılila’lemilferdilemced Şirin Dede lakabıyla bilinen es-Seyyid Muhammed Şahrind bin es-Seyyid Hüseyin-el Ezrak’dır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir